Limited Şirkette Ortaklıktan Çıkarma

Limited şirkette ortaklıktan çıkarma, ortaklar arasındaki uyuşmazlıkların şirketin işleyişini ciddi şekilde etkilemesi hâlinde gündeme gelen önemli bir hukuki yoldur. Özellikle şirket faaliyetlerinin kilitlenmesi, güven ilişkisinin ortadan kalkması veya bir ortağın yükümlülüklerini ihlal etmesi durumunda, limited şirkette ortaklıktan çıkarma davası şirketin ve diğer ortakların korunması açısından zorunlu hâle gelebilir. Bu yazıda, limited şirkette ortaklıktan çıkarma şartları, dava süreci ve uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar ele alınacaktır.

Limited şirkette ortaklıktan çıkarma hangi hallerde mümkündür?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 640. maddesi uyarınca limited şirkette ortaklıktan çıkarma, temel olarak birden fazla hukuki yol üzerinden mümkündür. Ortaklıktan çıkarma halleri, kanunda sınırlı sayıda düzenlenmiş olup uygulamada şu şekilde karşımıza çıkmaktadır:

Şirket sözleşmesinde açıkça düzenlenen bir sebebe dayanılarak, genel kurul kararı ile ortağın ortaklıktan çıkarılması. Bu durumda, ortaklıktan çıkarma yetkisi ve şartları şirket sözleşmesinde önceden öngörülmüş olmalıdır.

  • Şirket sözleşmesinde açıkça düzenlenen bir sebebe dayanılarak, genel kurul kararı ile ortağın ortaklıktan çıkarılması. Bu durumda, ortaklıktan çıkarma yetkisi ve şartları şirket sözleşmesinde önceden öngörülmüş olmalıdır.
  • Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, mahkeme kararı ile ortağın ortaklıktan çıkarılması. Bu yol, şirket sözleşmesinde özel bir düzenleme bulunmasa dahi, ortaklık ilişkisinin devamını çekilmez hâle getiren durumların varlığı hâlinde gündeme gelir.
  • Haklı nedenle şirketin feshi davası kapsamında, hâkimin şirketin feshi yerine, davacı ortağın şirketten çıkarılmasına karar vermesi. Bu hâl, uygulamada dolaylı bir ortaklıktan çıkarma yolu olarak kabul edilmekte ve şirketin devamının korunması amacıyla tercih edilmektedir.

Bu üç yol, limited şirkette ortaklıktan çıkarma bakımından kanunen tanınan başlıca imkânları oluşturmaktadır.

Genel Kurul Kararı ile Limited Şirketlerde Ortaklıktan Çıkarma

Şirket sözleşmesine dayalı olarak bir ortağın ortaklıktan çıkarılabilmesi için, öncelikle iki temel şartın birlikte sağlanması gerekir:

  • Ortaklıktan çıkarma yetkisinin ve sebeplerinin açıkça şirket ana sözleşmesinde yer alması
  • Ana sözleşmede düzenlenen çıkarma sebebinin net, belirli ve tereddüte yer vermeyecek şekilde kaleme alınmış olması

Bu şartların mevcut olması halinde, mahkemeye başvurmaksızın genel kurul kararı ile ortağın ortaklıktan çıkarılması mümkündür.

Şirket sözleşmesinde yer alan çıkarma sebepleri, şirketin keyfî şekilde ortaklıktan çıkarma yetkisi kullanmasına imkân verecek şekilde düzenlenemez. Hangi davranışın, hangi sonuca yol açacağı, hangi koşullarda çıkarma kararının alınabileceği ana sözleşmede somut olarak gösterilmelidir. Belirsiz, yoruma açık veya geniş takdir alanı bırakan hükümler, uygulamada geçersiz sayılmakta ve ortaklıktan çıkarma kararlarının iptaline yol açabilmektedir.

Bu çerçevede, şirket ana sözleşmesine “haklı sebeplerin varlığı”, “şirket menfaatlerine aykırı davranış”, “güven ilişkisinin zedelenmesi” gibi soyut ve sınırları belirsiz ifadelerin tek başına çıkarma sebebi olarak yazılması yeterli değildir. Bu tür ifadeler, ancak hangi fiillerin bu kapsama girdiği açıkça tanımlandığı ölçüde hukuki sonuç doğurabilir.

Şirket sözleşmesinde ortaklıktan çıkarma hükümlerinin bulunmadığı hâllerde ise, şirketin genel kurul kararı ile ortağı ortaklıktan çıkarması mümkün değildir. Bu durumda başvurulabilecek tek yol, haklı sebeplerin varlığına dayanılarak mahkeme aracılığıyla ortaklıktan çıkarma talebinde bulunulmasıdır. Buna karşılık, çıkarma yetkisinin ana sözleşmede açıkça ve belirli şekilde düzenlenmiş olması hâlinde, şirket, yalnızca genel kurul kararı almak suretiyle doğrudan sonuç doğuran bir hakkını kullanabilmektedir.

Bu nedenle limited şirket ana sözleşmelerinde, ortaklıktan çıkarma hükümlerinin soyut kavramlara dayanmadan, somut ve ölçülebilir kriterler üzerinden düzenlenmesi, ileride yaşanabilecek ortaklık uyuşmazlıklarında hem şirketin hem de ortakların hukuki güvenliği açısından kritik öneme sahiptir.

Genel Kurul Kararı ile Ortaklıktan Çıkarma için Haklı Sebep Gerekir Mi?

Şirket ana sözleşmesinde düzenlenen ortaklıktan çıkarma sebeplerinin, mutlaka haklı sebep niteliği taşıması zorunlu değildir. Ana sözleşmede yer verilen bu sebepler, taraflar bakımından bağlayıcı nitelikte olup, ortaklık ilişkisinin belirli durumlarda sürdürülemeyeceğinin baştan kabul edildiği hâlleri ifade eder. Başka bir anlatımla, ana sözleşmeye çıkarma sebeplerinin yazılmasıyla, hangi koşullarda ortaklık ilişkisinin sona erdirilebileceği önceden ve açık şekilde belirlenmiş olur.

Bu nedenle, uyuşmazlığın yargıya taşınması hâlinde mahkemenin yapacağı inceleme, sözleşmede yer alan çıkarma sebebinin soyut olarak haklı sebep sayılıp sayılmadığı yönünde olmayacaktır. Mahkeme, esasen ana sözleşmede öngörülen çıkarma sebebinin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini ve bu düzenlemenin genel hukuk kurallarına, özellikle Borçlar Kanunu çerçevesinde hukuka uygun olup olmadığını değerlendirecektir. Bu yönüyle, şirket sözleşmesine dayalı ortaklıktan çıkarma, haklı sebebe dayalı mahkeme yolundan farklı bir hukuki rejime tabi bulunmaktadır.

Genel Kurul Kararı ile Ortaklıktan Çıkarma için Oy Nisabı

Türk Ticaret Kanunu’nun 621/(1)-h bendinde, şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı ortaklıktan çıkarma ve haklı sebep halinde mahkemeye başvurarak ortaklıktan çıkarma hali için gereken oy nisabı düzenlenmiştir. Bu kapsamda, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde karar alınabilir.

Genel Kurul Kararı ile Ortaklıktan Çıkarma Durumunda Noter Bildirimi

Şirket sözleşmesinde öngörülen sebeplere dayanılarak genel kurul kararı ile ortaklıktan çıkarma yapılmış olsa dahi, bu kararın çıkarılan ortağa mutlaka noter aracılığıyla bildirilmesi gerekir. Bu bildirim, yalnızca usuli bir işlem olmayıp, ortağın hukuki haklarını kullanabilmesi açısından zorunlu bir aşamadır.

Türk Ticaret Kanunu uyarınca, ortaklıktan çıkarma kararına karşı açılabilecek iptal davasında üç aylık dava açma süresi, genel kurul karar tarihinden değil; çıkarma kararının ilgili ortağa noter yoluyla tebliğ edildiği tarihten itibaren başlar. Bu yönüyle, ortaklıktan çıkarma kararları, genel kurul kararlarının iptaline ilişkin genel rejimden ayrılmakta ve çıkarılan ortağa özel bir koruma sağlanmaktadır.

Önemle belirtmek gerekir ki, çıkarılan ortağın genel kurul toplantısına katılmış olması, karardan fiilen haberdar bulunması veya toplantıda oy kullanmış olması, noter tebligatı zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Kanunda bu konuda bir ayrım yapılmadığından, her hâlükârda çıkarma kararının noter aracılığıyla tebliğ edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu, iptal davası süresinin başlangıcını genel kurul tarihi yerine noter tebliğ tarihi olarak kabul etmiştir.

Çıkarılan ortağın, noter tebliğinden itibaren üç ay içinde iptal davası açmaması hâlinde, ortaklıktan çıkarma kararı kesinleşir. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır. Buna karşılık, açılan iptal davası sonucunda çıkarma kararı iptal edilirse, ortağın ortaklık sıfatı geçmişe etkili olarak değil, karar tarihinden itibaren korunmuş sayılır; bu süreçte alınan genel kurul kararlarının ise geçerliliği devam eder.

Genel kurul kararı ile limited şirkette ortaklıktan çıkarma süreci, özetle aşağıdaki şartların birlikte sağlanmasını gerektirir:

  • Ortaklıktan çıkarma yetkisi ve sebepleri, öncelikle şirket ana sözleşmesinde yer almalıdır.
  • Ana sözleşmede düzenlenen çıkarma sebepleri açık, net ve tereddüte yer vermeyecek şekilde belirlenmiş olmalıdır.
  • Ana sözleşmede öngörülen sebebin gerçekleşmesi hâlinde, ortak mahkeme yoluna gidilmeksizin genel kurul kararı ile ortaklıktan çıkarılabilir.
  • Ortaklıktan çıkarma kararı, Türk Ticaret Kanunu’nun 621. maddesi uyarınca, şirket sermayesinin en az üçte ikisini temsil eden ortakların oylarıyla alınmalıdır.
  • Genel kurulda alınan ortaklıktan çıkarma kararı, çıkarılan ortağa mutlaka noter aracılığıyla tebliğ edilmelidir.

Bu adımların eksiksiz şekilde uygulanması, genel kurul kararı ile ortaklıktan çıkarma işleminin hukuken geçerli olabilmesi açısından zorunludur.

HAKLI SEBEPLE MAHKEMEYE BAŞVURARAK ORTAKLIKTAN ÇIKARMA

Türk Ticaret Kanunu’nun 640. maddesi kapsamında, şirket sözleşmesinde özel bir düzenleme bulunmasa dahi, bir ortağın haklı sebeplerin varlığı hâlinde mahkeme kararıyla ortaklıktan çıkarılması mümkündür. Ancak bu yola başvurulabilmesi için, öncelikle şirket genel kurulunun, ortağın ortaklıktan çıkarılması talebiyle mahkemeye başvurulması yönünde karar alması gerekir. Bu karar uyarınca, dava bizzat şirket tarafından ve çıkarılması istenen ortağa karşı açılacaktır.

Haklı sebeple ortaklıktan çıkarma, şirketin tek taraflı iradesiyle doğrudan sonuç doğuran bir işlem olmayıp, yargısal denetime tabi bir süreçtir. Ortaklık ilişkisinin şirket ve diğer ortaklar bakımından katlanılamaz hâle gelmiş olması, bu yolun temel şartını oluşturur. Bir ortağın davranışları veya kişisel tutumu, şirket faaliyetlerini ciddi şekilde aksatıyor, ortaklar arasındaki güven ilişkisini ortadan kaldırıyor veya şirketin devamını tehlikeye düşürüyorsa, bu durum haklı sebep olarak ileri sürülebilir.

Bu düzenlemenin amacı, şirketin iç barışının ve faaliyetlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Ancak haklı sebeple ortaklıktan çıkarma, son çare niteliğindedir. Ortaklık içinde yaşanan sorunlar, daha hafif hukuki yollarla çözülebiliyorsa, örneğin genel kurul kararlarının iptali veya geçersizliğinin tespiti gibi imkânlarla giderilebiliyorsa, doğrudan ortaklıktan çıkarma yoluna başvurulmamalıdır. Mahkeme, haklı sebebin varlığını değerlendirirken ölçülülük ilkesini de dikkate alacaktır.

Ayrıca birden fazla ortağın aynı anda ortaklıktan çıkarılması talep edilecekse, her bir ortak için ayrı ayrı genel kurul kararı alınması ve her ortağa karşı bağımsız dava açılması gerekmektedir. Son olarak belirtmek gerekir ki, haklı sebeplerin varlığı hâlinde şirketin mahkemeye başvurma hakkı, şirket sözleşmesi ile ortadan kaldırılamaz; bu hak kanundan doğan ve vazgeçilmesi mümkün olmayan bir güvencedir.

ORTAĞIN ŞİRKETİN FESHİ TALEPLİ DAVA AÇMASI HALİNDE MAHKEME KARARI İLE ORTAKLIKTAN ÇIKARILMASI

Türk Ticaret Kanunu’nun 636. maddesi, limited şirketlerde haklı sebeplerin varlığı hâlinde her bir ortağa şirketin feshini mahkemeden talep etme hakkı tanımaktadır. Bu hak, ortağa şahsen tanınmış olup vazgeçilmesi mümkün olmayan bireysel bir haktır. Kanun koyucu, bu düzenleme ile özellikle çoğunluk karşısında zayıf konumda kalabilecek ortakların korunmasını amaçlamıştır.

Ancak mahkeme, ortağın fesih talebiyle bağlı değildir. Kanun, hâkime geniş bir takdir yetkisi tanımış; fesih talebi yerine, davacı ortağın payının gerçek değeri ödenmek suretiyle şirketten çıkarılmasına veya somut olaya daha uygun ve kabul edilebilir başka bir çözüme karar verilebileceğini öngörmüştür. Bu yaklaşım, bir yandan ortakların haklarını güvence altına alırken, diğer yandan şirketin devamlılığının korunmasına imkân tanımaktadır.

Mahkemenin, fesih davası kapsamında ortağın şirketten çıkarılmasına karar verebilmesi için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Buna göre; ortağın haklı sebeple şirketin feshini talep etmiş olması, mahkemenin ileri sürülen sebepleri fesih talebini haklı kılacak ağırlıkta görmesi ve davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesini öngörmesi gerekir.

Kanunda, hangi durumların şirketin feshini gerektirecek nitelikte haklı sebep sayılacağı tek tek belirtilmemiştir. Bu bilinçli bir tercihtir. Haklı sebep kavramının içeriği, doktrin ve yargı kararlarıyla şekillenmektedir. Genel olarak; ortaklığın devamının dürüstlük ve güven kuralları çerçevesinde dava açan ortaktan artık beklenemediği hâller haklı sebep olarak kabul edilmektedir. Örneğin, ortaklık haklarının sürekli ihlali, bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin uzun süre zarar etmesi veya şirket yapısının ortak bakımından katlanılamaz hâle gelmesi bu kapsamda değerlendirilebilmektedir.

Haklı sebebin var olup olmadığı, her somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından takdir edilir. Hâkim, öncelikle feshi gerektirecek ağırlıkta bir durumun bulunup bulunmadığını değerlendirir; şirketin yaşatılmasının mümkün ve uygun olduğu kanaatine varırsa, fesih yerine davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya başka bir çözüme karar verebilir. Bu yönüyle düzenleme, taleple bağlılık ilkesinin istisnalarından birini oluşturmakta ve hâkime geniş bir hareket alanı tanımaktadır.

Bununla birlikte, ortağın çıkarılması, doğrudan ve ilk başvurulacak bir yol değildir. Mahkeme, fesih veya çıkarma kararı vermeden önce, haklı sebebe yol açan durumun daha hafif ve şirketi koruyucu yöntemlerle giderilip giderilemeyeceğini araştırmalıdır. Bu nedenle, ortağın çıkarılması, feshe göre öncelikli; ancak diğer çözüm yollarına göre ikincil bir seçenek olarak değerlendirilmelidir.

Mahkemenin fesih yerine ortağın çıkarılmasına karar vermesi hâlinde, davacı ortağa ödenecek pay bedelinin gerçek değeri de belirlenmelidir. Gerçek değerin hangi tarihe göre hesaplanacağı kanunda açıkça gösterilmemiş olmakla birlikte, uygulamada karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerin esas alınması gerektiği kabul edilmektedir. Ayrıca, pay bedelinin ödenmesi, çıkarma kararının ayrılmaz bir unsurudur. Öğretide, mahkemenin bu bedelin ödenmesi için şirkete süre tanıması; ödeme yapılmaması hâlinde ise feshe karar vermesi gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Bu aşamadan sonra, ortaklıktan çıkarma veya fesih yerine çıkarma gibi çözümler gündeme geldiğinde, artık ayrılma akçesinin belirlenmesi, payın gerçek değerinin tespiti, ödeme şekli ve zamanı gibi teknik ve mali boyutların da dikkate alınması gerekir. Bu konular, hem şirketin mali yapısını hem de ortakların haklarını doğrudan etkilediğinden, ayrıca ve detaylı şekilde ele alınmalıdır. Bu başlıklar, ayrı bir yazıda değerlendirilmesi gereken kapsamlı meselelerdir.

Öte yandan, limited şirkette ortaklıktan çıkarma ve fesih süreçleri; dava şartları, süreler, karar nisapları ve tebligat gibi usuli aşamalar bakımından oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu süreçlerde yapılacak bir usul hatası, hem ciddi zaman kayıplarına hem de telafisi güç maddi kayıplara yol açabilmektedir. Bu nedenle, gerek genel kurul aşamasında gerekse yargılama sürecinde, hak kaybı yaşanmaması adına sürecin mutlaka deneyimli bir avukat eşliğinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Share

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

go top