Kur Farkı Alacağı

Kur farkı alacağı, özellikle son yıllarda ticari ilişkilerde en sık uyuşmazlık konusu haline gelen alacak türlerinden biridir. 2021–2024 yılları arasında döviz kurlarında yaşanan ani ve yüksek dalgalanmalar, taraflar arasında kararlaştırılan bedellerin fiilen farklı tutarlara dönüşmesine neden olmuş; bu durum, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca döviz cinsinden ödeme yapılamayan hallerde ciddi kur farkı alacakları doğurmuştur. Bu yazıda, kur farkı alacağı kavramının hukuki dayanağını, hangi durumlarda talep edilebileceğini ve uygulamada en sık karşılaşılan sorunları ele alacağız.

Kur Farkı Alacağı Nedir?

Kur farkı alacağı, taraflar arasında kurulan sözleşme veya ticari ilişki kapsamında bedelin döviz cinsinden belirlenmesine rağmen, ödemenin Türk Lirası üzerinden yapılması sebebiyle döviz kurunda meydana gelen değişimden kaynaklanan alacak veya borç farkını ifade eder. Kurun sözleşme tarihi ile ödeme tarihi arasında yükselmesi halinde ödeme alan taraf açısından kur farkı alacağı doğabileceği gibi, kurun düşmesi halinde fazla ödeme yapan taraf da ödediği tutar yönünden kur farkı alacağı talep edebilir. Bu yönüyle kur farkı alacağı, yalnızca alacaklıya özgü olmayıp, dövizli veya dövize endeksli ilişkilerde kur değişiminin taraflardan biri aleyhine sonuç doğurması halinde gündeme gelen karşılıklı bir talep hakkıdır.

Ülkemizde ticari ilişkilerde, özellikle alım-satım işlemlerinde vadeli ödeme yöntemi tercih edilmektedir. Satıcının, faturayı düzenlediği ve malı teslim ettiği, alıcının ise ödemeyi fatura tarihinden belli bir süre geçtikten sonra (30-60-90) yaptığı bir ilişkiye sıklıkla rastlanmaktadır. Bu durumda, ticari ilişkinin döviz cinsinden olduğu ancak ödemenin TL olarak yapıldığı hallerde, ödeme aynı gün yapılmadığı için kurda yaşanan değişim sebebiyle alacak doğmaktadır.

Kur Farkı Alacağı Nasıl Hesaplanır?

Örnek vermek gerekirse; 01.01.2025 tarihinde 3.000 EUR bedelli bir fatura düzenlendiğini ve fatura tarihindeki EUR kurunun 50,00 TL olduğunu varsayalım. Bu durumda fatura tarihinde TL karşılığı 150.000 TL olacaktır. Ödemenin iki ay sonra yapıldığını ve ödeme tarihinde EUR kurunun 60,00 TL’ye yükseldiğini kabul edelim. Bu kapsamda, iki ay sonra A şirketi tarafından faturada yer alan 150.000 TL tutarın ödenmesi hâlinde, fiilen kur farkı nedeniyle yalnızca 2.500 EUR ödeme yapılmış olacaktır.

TL bazında tutulan A şirketi muhasebe kayıtlarında borç kapanmış görünse de, B şirketi bakımından ödeme, ödeme tarihindeki kur üzerinden değil fatura tarihindeki kur esas alınarak yapıldığından ve kayıtların EUR bazında tutulması sebebiyle 500 EUR tutarında bir alacak ortaya çıkacaktır. A şirketi tarafından bu 500 EUR karşılığının ayrıca ödenmesi hâlinde EUR bazında borç kalmayacak; ancak bu kez TL bazında B şirketi aleyhine bir fark oluşacaktır. Bu durumda B şirketi, yapılan ödemenin kur farkından kaynaklandığını açıkça belirten bir kur farkı faturası düzenleyerek TL hesaplarını dengeleyecektir.

Kur farkı alacağı ile fiyat farkı alacağı arasındaki farklar

Kur farkı alacağı ile fiyat farkı alacağı, uygulamada sıklıkla birbiriyle karıştırılsa da hukuki dayanakları ve doğuş sebepleri bakımından farklı alacak türleridir. Kur farkı alacağı, sözleşmede bedelin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenmesine rağmen ödemenin Türk Lirası üzerinden yapılması ve ödeme tarihi itibarıyla döviz kurunda meydana gelen değişiklik sebebiyle ortaya çıkar. Bu alacak türünde belirleyici unsur, tarafların iradesiyle kararlaştırılan döviz bedeli ve bu bedelin ödeme anındaki TL karşılığıdır.

Fiyat farkı alacağı ise, sözleşme konusu mal veya hizmetin bedelinin, sözleşmenin kurulmasından sonra değişen ekonomik koşullar, maliyet artışları veya sözleşmede öngörülen fiyat farkı hükümleri nedeniyle yeniden belirlenmesinden kaynaklanır. Fiyat farkı alacağında kur değişimi zorunlu bir unsur olmayıp; hammadde fiyatları, işçilik giderleri, enflasyon veya sözleşmede kararlaştırılan endeksler esas alınarak bedelde artış yapılması söz konusudur.

Özetle, kur farkı alacağı döviz kurundaki değişime bağlı olarak doğarken, fiyat farkı alacağı bedelin sözleşme sonrası yeniden uyarlanmasına dayanır. Bu nedenle taraflar arasında kur farkı mı yoksa fiyat farkı mı talep edilebileceği, somut olayda sözleşme hükümleri, fatura düzeni ve ödeme şekli dikkate alınarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Kur farkı talep edilebilmesi için satış sözleşmesi veya kur farkı ödeneceğine dair sözleşme zorunlu mudur?

Yargıtay’ın güncel kararlarında , satış faturasında malın döviz karşılığında satıldığı ve TL karşılığının gösterildiği hallerde, sözleşme aranmaksızın, kur farkının ödenmesi gerektiğine hükmedilmektedir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 11.09.2018 tarihli ve 2017/3549 E., 2018/4033 K. sayılı kararında özetle;

“Dava kur farkı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında akdedilen sözleşmede hüküm bulunması ya da faturaya konu malların döviz karşılığı satımının yapılmış olması gerekir. Kur farkında vade farkı istemleri gibi teamülün olup olmadığı önemli değildir. Taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşme bulunmamakla birlikte dosyada bulunan satış faturalarının incelenmesinde malların döviz karşılığı satıldığı ve TL karşılığınında gösterildiği görülmektedir. Bu durumda davalı kur farkı alacağından dolayı sorumlu olacağından, davacının kur farkı alacağının ödeme tarihindeki kurun dikkate alınarak hesaplanması suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir”

Bu kapsamda, arada sözleşmenin bulunmaması, tek başına kur farkı istenemeyeceği savunmasında dikkate alınmayacaktır. Faturaların döviz cinsinden kesilmesi ve diğer şirket tarafından itiraza uğramaksızın kabul edilmesinin yanı sıra, ticari ilişkinin döviz cinsinden yapıldığına dair yazışma, mailleşme, sipariş formu, teklif formları ile de ticari ilişkinin döviz cinsinden yapıldığı ve bu kapsamda kur farkı istenebileceği karşı tarafça ispat edilebilir.

Kur Farkı Talep Edilebilmesi İçin Kur Farkı Faturası Kesilmesi Zorunlu Mudur?

Kur farkı talep edilebilmesi için kur farkı faturası kesilmesi zorunlu olmadığına dair mahkeme kararları bulunmaktadır. Kur farkı alacağı, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi, fatura düzeni ve ödeme tarihi itibarıyla döviz kurunda meydana gelen değişim sonucunda kendiliğinden doğar. Bu nedenle kur farkı alacağının varlığı, kural olarak ayrıca bir kur farkı faturası düzenlenmiş olmasına bağlı değildir.

Bununla birlikte uygulamada, kur farkı faturası kesilmemiş olması özellikle yargılamalarda ispat bakımından ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Kur farkı talebinin hangi döneme, hangi faturaya ve hangi ödemeye ilişkin olduğunun açıkça ortaya konulamaması hâlinde, alacağın varlığı ve miktarı tartışmalı hâle gelmektedir. Bu durum, kur farkı alacağının reddi veya eksik hesaplanması riskini doğurabilmektedir.

Bu nedenle, her ne kadar alacağın doğumu bakımından hukuken zorunlu olmasa da, kur farkı alacağının doğduğu anda veya uyuşmazlık çıkmadan önce kur farkı faturası düzenlenerek karşı tarafa gönderilmesi, hem ticari kayıtların sağlıklı tutulması hem de ileride açılabilecek davalarda ispat kolaylığı sağlanması açısından önem taşımaktadır.

Çek ile Yapılan Ödemelerde Kur Farkı

Yargıtay kararlarında, Türk Lirası üzerinden çek ile yapılan ödemelerde, sözleşmede açıkça kur farkı ödeneceği kararlaştırılmadıkça veya ödeme sırasında ihtirazi kayıt konulmadıkça, kural olarak kur farkı talep edilemeyeceği kabul edilmektedir. Bu yaklaşımda belirleyici olan husus, alacaklının TL çekle yapılan ödemeyi herhangi bir çekince ileri sürmeksizin kabul edip etmediğidir.


Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 10.02.2016 tarihli ve 2015/11192 E., 2016/2067 K. sayılı kararında özetle;

“Taraflar arasındaki uyuşmazlık kur farkı alacağından kaynaklanmaktadır. Davacı tarafından düzenlenen faturaların Amerikan Doları cinsinden olduğu görülmekle kural olarak kur farkı istenebilmesi mümkün ise de; dava konusu uyuşmazlıkta davalının çekle ödemede bulunduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Çek bir ödeme vasıtası olup, döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi, bedel hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabilir. Buna rağmen, ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden davacının bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceğinin kabulü gerekirken, mahkemece delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

Şeklinde karar verilerek çek ile yapılan ödemeler için kur farkı istenemeyeceğine hükmedilmiştir.

Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için hangi şartların bulunması gerekir?

Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için, her somut olayda aşağıdaki hususların birlikte değerlendirilmesi gerekir:

  • Taraflar arasındaki sözleşmede bedelin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenmiş olması ya da ticari ilişkinin fiilen bu şekilde yürütülmesi
  • Ödemenin Türk Lirası üzerinden yapılmış olması ve ödeme tarihi itibarıyla döviz kurunda değişiklik meydana gelmesi
  • Kur farkının hangi fatura ve hangi ödeme nedeniyle doğduğunun açık şekilde tespit edilebilir olması
  • Cari hesap sözleşmesi bulunmayan hallerde her fatura ve her ödemenin ayrı ayrı değerlendirilmesi
  • Türk Lirası üzerinden çek ile yapılan ödemelerde, ödeme sırasında veya hemen sonrasında kur farkı talep edileceğine ilişkin ihtirazi kayıt ileri sürülmüş olması
  • Kur farkı alacağının miktarının hesaplanabilir ve denetlenebilir nitelikte olması
  • Uyuşmazlık çıkmadan önce kur farkı faturası düzenlenmiş olmasının, her ne kadar zorunlu olmasa da, ispat açısından alacaklı lehine güçlü bir delil teşkil etmesi

Bu unsurların varlığı hâlinde, kur farkı alacağı hukuken talep edilebilir hâle gelmekte; eksik veya belirsiz durumlarda ise uyuşmazlıklar çoğunlukla ispat sorunları etrafında şekillenmektedir.

Kur farkından doğan alacak için icra takibi yapılabilir mi?

Kur farkından doğan alacak, şartları oluşmuş ve hesaplanabilir nitelikte ise icra takibine konu edilebilir. Ancak kur farkı alacağı; çoğu zaman fatura tarihi, ödeme tarihi, döviz kuru, ödeme şekli ve ihtirazi kayıt gibi teknik unsurların birlikte değerlendirilmesini gerektirdiğinden, hatalı veya eksik bir icra takibi ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir. Özellikle kur farkı alacağının hangi faturaya dayandığı, hangi ödeme nedeniyle doğduğu ve talep edilen tutarın hangi kur üzerinden hesaplandığı açıkça ortaya konulmadan başlatılan takipler, itirazla karşılaşmakta ve sıklıkla durmaktadır.

Bu nedenle, kur farkından doğan alacak için icra takibi başlatılmadan önce sözleşme ilişkisi, fatura ve ödeme kayıtları ile varsa ihtirazi kayıtların birlikte değerlendirilmesi; alacağın hukuki dayanağının doğru şekilde kurgulanması gerekir. Uygulamada, kur farkı alacaklarına ilişkin icra takipleri çoğunlukla teknik ve hukuki itirazlara konu olduğundan, sürecin başından itibaren bir avukattan destek alınması, hem alacağın doğru şekilde talep edilmesi hem de olası itirazların etkin biçimde bertaraf edilebilmesi açısından önem taşımaktadır.

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

go top