Cari hesap mutabakatı, ticari ilişkilerde tarafların belirli bir dönem itibarıyla borç ve alacak bakiyelerini karşılıklı olarak teyit ettikleri belgelerdir. Uygulamada, özellikle uzun süreli ticari ilişkilerde, alacakların ispatı bakımından cari hesap mutabakatlarına sıkça başvurulmaktadır.
Ancak uygulamada en çok tereddüt edilen husus şudur:
Cari hesap mutabakatı alacak davasında tek başına kesin delil niteliği taşır mı?
Mutabakat imzalandıktan sonra karşı taraf borcu inkâr edebilir mi?
Cari hesap mutabakatının hangi döneme ilişkin yapılması gerektiği ve hangi unsurları içermesi gerektiği davanın sonucunu etkiler mi?
Cari hesap mutabakatı kim tarafından imzalanmalıdır?
Özellikle ticari alacak davalarında, cari hesap mutabakatlarının nasıl düzenlendiği, hangi tarihte yapıldığı ve hangi borç kalemlerini kapsadığı, ispat bakımından belirleyici rol oynamaktadır. Zira her cari hesap mutabakatı, alacağı kesinleştiren ve uyuşmazlığı ortadan kaldıran bir belge niteliğinde değildir.
Bu yazıda;
– Cari hesap mutabakatının alacak davalarındaki ispat gücü,
– Mutabakatın hangi dönem için yapılması gerektiği,
– İmzasız veya e-posta yoluyla yapılan mutabakatların hukuki durumu,
– Cari hesap mutabakatı düzenlenirken dikkat edilmesi gereken kritik noktalar
ticari dava uygulaması çerçevesinde ele alınacaktır.
Cari Hesap Mutabakatının Hukuki Niteliği
Cari hesap mutabakatı, kural olarak bağımsız bir sözleşme olmayıp; içeriğine göre borç ikrarı veya yazılı delil başlangıcı niteliği taşıyan, alacak davasında diğer delillerle birlikte değerlendirilen bir belgedir.
Cari hesap mutabakatının hangi şekilde yapıldığı, hangi dönemi kapsadığı ileride meydana gelecek uyuşmazlıklarda mutabakatın ispat gücü açısından oldukça fark etmektedir.
Cari Hesap Mutabakatı Düzenlenirken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Cari hesap mutabakatı düzenlenirken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:
- Hesap mutabakatında, hangi başlangıç ve bitiş tarihleri arasındaki işlemleri kapsadığı ve hangi dönem itibariyle bakiye tespiti yapıldığı açık ve tereddütsüz olarak yer almalıdır.
- Hesap mutabakatında yer alan tutarın, karşı tarafça açık olarak kabul edildiğine dair ibarelerin yer alması gerekir.
- Hesap mutabakatının mutlaka tarafların temsile yetkili kişileri tarafından imzalanması gerekir. Bunun ispatı açısından, hesap mutabakatı ekinde temsile yetkili kişileri gösterir imza sirküleri de eklenebilir.
- Hesap mutabakatları KEP üzerinden güvenli elektronik imza kullanılmak suretiyle de gerçekleştirilebilir. Bu durumda imzanın yetkili kişi tarafından atılıp atılmadığı sorunu ortadan kalkmış olur.
İmzasız veya E-Posta Yoluyla Yapılan Cari Hesap Mutabakatları
Uygulamada, şirketlerin cari hesap mutabakatlarını çoğu zaman e-posta yoluyla birbirlerine gönderdikleri ve mutabakatın ıslak imzalı nüshasının kargo ile iadesini talep ettikleri görülmektedir. Ancak bu yöntemle gerçekleştirilen cari hesap mutabakatları, ileride bir uyuşmazlık çıkması halinde, uyuşmazlığın hızlı ve etkili şekilde çözülmesine hizmet etmek bir yana, bizzat yeni ve ciddi hukuki sorunların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.
Taraflar arasında cari hesaptan kaynaklanan bir uyuşmazlığın doğması ve bu uyuşmazlığın yargıya taşınması halinde, alacaklı olduğunu iddia eden taraf, çoğu zaman cari hesap mutabakatını delil olarak ileri sürerek alacağını ispatlamaya çalışmaktadır. Ne var ki, e-posta üzerinden gönderilen ve ıslak imzası yüz yüze şekilde, şirketi temsile yetkili kişiler tarafından atılmamış olan mutabakatlarda, davalı tarafça mutabakat üzerindeki imzanın inkâr edilmesi uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu halde, imzanın kime ait olduğu ve imzayı atan kişinin şirketi temsile yetkili olup olmadığı hususlarında ayrıca inceleme yapılması ve bu konuların ayrı bir hukuki tartışma konusu hâline gelmesi söz konusu olabilmektedir. Oysa cari hesap mutabakatının temel amacı, taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisini tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koymak iken, bu yöntemle yapılan mutabakatlar çoğu zaman tam tersi bir sonuca yol açmaktadır.
Bu nedenle, bu yazıda da vurgulandığı üzere, cari hesap mutabakatlarının mümkün olduğunca tarafların kayıtlı elektronik posta (KEP) adresleri üzerinden yapılması veya yüz yüze şekilde, şirketi temsile yetkili kişilerin imzasını taşıyan ıslak imzalı belgeler aracılığıyla gerçekleştirilmesi daha sağlıklı bir yöntem olarak değerlendirilmektedir.
E-posta yoluyla yapılan cari hesap mutabakatları, dava aşamasında karşı tarafça açıkça itiraz edilmemesi hâlinde borç ikrarı niteliği taşıyabilecektir. Ancak bu tür mutabakatlara itiraz edilmesi durumunda; e-postayı gönderen kişinin şirketi temsile yetkili olup olmadığı, mutabakat içeriğinin alacak-borç ilişkisini açık ve yeterli şekilde ortaya koyup koymadığı gibi hususlar ayrıca araştırılacak ve belge, somut olaya göre yazılı delil başlangıcı veya takdiri delil olarak değerlendirilecektir. Bu yöntemin tercih edilmesi hâlinde, imzanın inkâr edilmesi durumunda yargılamanın uzadığı, hatta bazı hâllerde mutabakatın ispat gücünün tamamen ortadan kalktığı da uygulamada görülmektedir. Her hâlükârda, e-posta üzerinden yapılan cari hesap mutabakatlarında, mutabakatı kabul eden tarafın, bakiye tutarı açık bir irade beyanı ile kabul ettiğini net şekilde ifade etmesi büyük önem taşımaktadır.
E-posta yoluyla yapılan cari hesap mutabakatlarının bir diğer önemli sorunu ise, bu belgelerin tek başına kesin delil niteliği taşımamasıdır. Nitekim uygulamada, yalnızca e-posta üzerinden yapılan cari hesap mutabakatlarına dayanılarak ihtiyati haciz kararı verilmediği sıklıkla görülmektedir.
Ankara BAM 22. Hukuk Dairesi, 11.12.2024 tarihli ve 2024/933 E., 2024/1651 K. sayılı kararında özetle;
“özellikle faturaya dayalı alacak için ihtiyati haciz isteminde bulunan alacaklının fatura konusu
malların borçluya teslim edildiğini yaklaşık ispat kuralları çerçevesinde ispat etmesi gerekmesine, sunulan
e-irsaliyede malların borçlu veya nakliyecisine teslim edildiğine dair herhangi bir imza bulunmamasına, hesap
mutabakatına ilişkin belgenin suret olmasına, yaklaşık ispat koşullarının gerçekleşmemiş olmasına göre
ihtiyati haciz talep eden alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.”
Hesap Mutabakatlarında Cari Hesap Sözleşmesinin Önemi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 07.03.2024 tarihli kararında, cari hesap mutabakatlarının alacak davasındaki delil vasfı, cari hesap sözleşmesinin varlığı ile açık hesap ilişkisi arasındaki fark gözetilerek açık biçimde ortaya konulmuştur.
Anılan kararda Daire, taraflar arasında uzun süreli bir ticari ilişki ve düzenli hesap mutabakatları bulunmasına rağmen, TTK anlamında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını özellikle tespit etmiştir. Mahkeme, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini “cari hesap” değil, açık hesap ilişkisi olarak nitelendirmiştir.
TTK m.94 kapsamında cari hesap bakiyesinden söz edilebilmesi için, öncelikle taraflar arasında TTK m.89 ve devamı hükümlerine uygun bir cari hesap sözleşmesinin varlığı gerekir. Cari hesap sözleşmesi bulunmadığı sürece, yapılan mutabakatlar;
- TTK anlamında “cari hesap bakiyesi” oluşturmaz,
- Tarafları mutlak ve kesin şekilde bağlayan bir sonuç doğurmaz.
Bu yönüyle, uygulamada sıklıkla yapılan ve “cari hesap mutabakatı” olarak adlandırılan belgelerin önemli bir kısmı, hukuken TTK m.94 anlamında mutabakat niteliği taşımamaktadır.
İncelenen kararda Daire, taraflar arasındaki ilişkinin açık hesap ilişkisi şeklinde yürütüldüğünü kabul etmiş ve bu kapsamda yapılan mutabakatların aksinin iddia ve ispat edilebileceğini özellikle belirtmiştir. Yani, açık hesap ilişkisi kapsamında yapılan hesap mutabakatları borcu ispata elverişli bir belge olabilmekle birlikte, cari hesap ilişkisinde yer alan hesap mutabakatı kadar kuvvetli bir delil değildir.
Bu nedenle, açık hesap ilişkilerinde yapılan mutabakatlar, cari hesap sözleşmesindeki gibi “kesin bakiye” sonucu doğurmaz; fatura, teslim, sözleşme ve ticari defter kayıtlarıyla birlikte değerlendirilir.
Cari hesap mutabakatı, ticari ilişkilerde alacak-borç durumunun tespiti açısından önemli bir araç olmakla birlikte, her mutabakat alacağı kesinleştiren ve uyuşmazlığı sona erdiren bir belge niteliği taşımaz. Özellikle taraflar arasında TTK hükümlerine uygun yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığı hallerde, yapılan mutabakatlar çoğu zaman yalnızca açık hesap ilişkisine ilişkin bir tespit olarak değerlendirilmekte ve aksinin her zaman iddia ve ispatı mümkün olmaktadır.
Uygulamada sıkça görüldüğü üzere, cari hesap sözleşmesi olmaksızın yürütülen ticari ilişkilerde yapılan mutabakatların, TTK m.94 anlamında cari hesap bakiyesi olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu tür mutabakatlar, alacak davasında tek başına kesin delil teşkil etmemekte; fatura, sözleşme, teslim belgeleri ve ticari defter kayıtlarıyla birlikte değerlendirilmektedir.
Bu nedenle uygulamada aşağıdaki hususlara özellikle dikkat edilmesi gerekir:
- Taraflar arasında gerçekten cari hesap ilişkisi kurulmak isteniyorsa, bu ilişkinin yazılı bir cari hesap sözleşmesi ile açıkça düzenlenmesi gerekir.
- Cari hesap mutabakatları, mutlaka belirli bir dönemi kapsayacak, alacak ve borç kalemleri açıkça gösterilecek şekilde hazırlanmalıdır.
- Mutabakatlar mümkün olduğunca KEP üzerinden veya yüz yüze, temsile yetkili kişiler tarafından imzalanmak suretiyle yapılmalıdır.
- E-posta yoluyla yapılan mutabakatlarda, karşı tarafın bakiye tutarını açık irade beyanı ile kabul ettiğini net şekilde ifade etmesi sağlanmalıdır.
- Cari hesap mutabakatının, her durumda kesin delil olmadığı, özellikle açık hesap ilişkilerinde yalnızca yazılı delil başlangıcı veya takdiri delil niteliği taşıyabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Sonuç olarak, cari hesap mutabakatları muhasebesel bir formalite olarak değil, doğrudan hukuki sonuç doğuran belgeler olarak ele alınmalı; alacak riskini azaltmak amacıyla düzenlenirken, ileride doğabilecek bir uyuşmazlıkta nasıl değerlendirileceği baştan dikkate alınmalıdır. Aksi halde, alacağı güvence altına almak amacıyla yapılan bir mutabakat, yargılama sürecinde beklenen faydayı sağlamadığı gibi, uyuşmazlığın daha da uzamasına neden olabilmektedir.
Bu nedenle, cari hesap mutabakatlarının hazırlanması ve uygulanması sürecinde, yalnızca muhasebesel uygulamalarla yetinilmemeli; mutabakatın hukuki niteliği ve olası dava sonuçları mutlaka gözetilmelidir. Özellikle cari hesap sözleşmesi bulunmayan ticari ilişkilerde yapılan mutabakatların, ileride alacak davasında nasıl değerlendirileceği somut olaya göre değişebileceğinden, mutabakat düzenlenmeden önce veya uyuşmazlık ortaya çıktığında mutlaka deneyimli bir avukattan hukuki destek alınması önem arz etmektedir. Bu sayede, alacağın ispatı bakımından telafisi güç hak kayıplarının önüne geçilmesi mümkün olacaktır.
